Dr. Hasan Fidan[1]

ABD ve İsrail ikilisinin Ortadoğu’da estirdiği terör ve emperyalizm yeni değil. Özellikle 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile güç dengesinde küresel ve bölgesel ölçekte meydana gelen değişim, İsrail’in ABD’nin desteğiyle Ortadoğu’da yeni bir bölgesel düzen kurmasını beraberinde getirdi. İsrail ve ABD çıkarları doğrultusunda Irak devleti ve ordusu yok edildi, Suriye’de rejim değişikliği yaşandı, Libya’da rejim çöktü ve iç savaş hâlen sürmekte, Somali ve Sudan’da ise iç savaş tamamen sönümlenmedi. Bu emperyal saldırganlık ve düzen arayışına İsrail’in Lübnan topraklarının %20’sini, Suriye topraklarının ise güneyinde Şam’a 20 kilometreye kadar olan kısmını işgal etmesi eklenebilir. Tablo hemen herkesin bildiği şekilde ve açık.

İsrail ve ABD, askeri güç dengesinin asimetrik şekilde lehlerine olmasından faydalanarak Ortadoğu’yu yeniden şekillendirdi. ABD ve İsrail bu askeri müdahale ve saldırıları gerçekleştirdikleri süreçte büyük kayıplarla karşılaşmadı. ABD askeri saldırganlık politikasına rağmen büyük askeri kayıplara maruz kalmadı. Ayrıca dünya ekonomisinde ABD aleyhine büyük değişimlerin meydana gelmemesi, ABD politikalarının bu saldırgan zihniyette sürmesini kolaylaştırdı. Bir diğer deyişle, ABD militarizminin ABD halkına bir bedel olarak yansımaması, ABD’nin işini kolaylaştırdı. İran ile yapılan son savaşta İran’ın Hürmüz Boğazı’nı dünya ekonomisini sarsabilecek bir araç olarak kullanması, ABD gücünün sınırlarını gösterdi.

İsrail toprak işgaline dayalı yayılmacılık politikası izleyerek kendisine engel olabilecek kapasiteye sahip olan Irak, İran, Suriye, Libya, Sudan gibi devletleri, İran hariç, ABD askeri gücünü kullanarak ortadan kaldırdı. Bu devletlere yapılan ABD saldırıları, İsrail’in güvenliğini sağlama ve İsrail lobisinin ABD’deki gücü üzerinden değerlendirilmelidir. İsrail, 7 Ekim 2023 sonrası daha saldırgan bir politika benimseyerek, özellikle hava gücüne dayalı, bölgeyi askeri gücü vasıtasıyla yeniden düzenlemeye çalışan bir strateji izledi. İsrail, topraklarını büyütme planı karşısında önemli engel olarak gördüğü İran ve vekil güçlerine, ABD’yi yanına alarak saldırdı. Fakat ABD-İsrail ikilisi, Ortadoğu’da ilk kez güçlü bir askeri dirençle karşılaştı, İran ve vekil güçlerine karşı stratejik bir üstünlük sağlayamadı.

Yukarıda verilen tablo, İsrail’in ABD askeri ve politik gücünü yayılmacı amaçlar doğrultusunda kullandığını göstermektedir. Ayrıca İsrail, askeri güç kullanma ve toplumundan askeri açıdan faydalanma konusunda toplumsal düzeyde tam destek almış durumdadır. İsrail toplumu; savaş, saldırganlık ve kitlesel olarak düşman olarak gördüğü Arap halklarını öldürerek toprak elde etme konusunda İsrail devletine hemen hemen tam destek vermektedir. İran’a yapılan son saldırı %92 oranında destek aldı. Özetle, 1991 sonrası Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla oluşan tek kutuplu güç asimetrisi, İsrail ve ABD tarafından askeri güce dayanarak bölgeyi şekillendirme amacı doğrultusunda kullanılmıştır.

İsrail ve ABD, bölgeyi askeri güçlerine dayanarak şekillendirmeye devam edeceklerdir. İsrail’in Lübnan ve Suriye’nin güneyinden çıkmayacağını açıklaması, bu duruma işaret etmektedir. Görünen köyün kılavuz istemediği bu ortamda bölge ülkeleri ve Türkiye, askeri açıdan hızlıca güçlenme ve toplumsal düzeyde savaş şuurunu aşılama yönünde kullanmalıdır. Bölgede ve dünyada barışın önündeki en önemli engel olarak görülen İsrail devleti ve fanatik İsrail toplumu karşısında bölge ülkeleri ve Türkiye hızlı şekilde İsrail’e karşı koruyuculuk sağlayacak bir devlet politikası geliştirmelidir.

İsrailli politikacıların ve Netanyahu’nun Türkiye’yi hedef alan açıklamaları tesadüf değildir ve yalnızca İsrail içine yönelik popülist bir söylem olarak değerlendirilmemelidir. İsrail, bölgesel yayılmacılığı karşısında engel oluşturma potansiyeli olan İran, Suudi Arabistan ve Türkiye’yi daha fazla güçlenmeden ekonomik ve askeri açıdan zayıflatmak isteyecektir. Türkiye, İsrail’in askeri gücünü kullanarak Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu zayıflatma çabaları karşısında iç askeri büyüme sürecini hızlandırmalıdır. Bu bağlamda açık ve yakın bir örnek, İsrail’in Türkiye’nin Somali’deki nüfuzunu Somaliland’ı tanıyarak zayıflatmaya çalışmasıdır.

Türkiye, NATO’nun yakın vadede zayıflaması ve Avrupa güvenlik mimarisinden dışlanma olasılığı karşısında bölgedeki önemli aktörler olan İran, Suudi Arabistan ve Pakistan ile olan ilişkileri geliştirmeye büyük önem vermelidir. Zaten Türkiye Dışişleri Bakanlığı bu doğrultuda adımlar atmaktadır. Bu bağlamda Netanyahu’nun “Şii eksenini zayıflattık, şimdi Sünni direniş eksenine karşı harekete geçeceğiz” açıklaması önemlidir. Netanyahu, İsrail ile Hindistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında kurulan ittifakı Sünni direniş eksenine karşı bir önlem olarak açıkladı. Netanyahu’nun açıklamaları, İsrail’in geleceğe yönelik stratejik eğilim ve yönelimine dair ipuçları vermektedir.

Yeni Uluslararası Sistem ve Türkiye’nin Yapması Gerekenler

Trump ve MAGA hareketinin uluslararası liberal hegemonyaya karşı başlattığı bozucu ve dönüştürücü politika, NATO gibi çok güçlü savunma paktlarının ve Vestfalyan ulus devletçi paradigmanın akıbetini belirsiz hale getirmiştir. Özetle, uluslararası düzen açısından belirsizlikler çağındayız. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafından kurulan uluslararası düzen artık ABD çıkarları için işlevsel olmaması nedeniyle bizzat ABD tarafından zayıflatılmaktadır. Türkiye’ye İkinci Dünya Savaşı sonrası önemli güvenlik garantileri sağlayan NATO’nun geleceği ile ilgili tartışmaların yapıldığı bu günlerde, Türkiye’nin NATO’ya alternatif bir güvenlik doktrini oluşturmaya ihtiyacı vardır. Ayrıca ABD’deki İsrail lobisi ve İsrail devletinin NATO’nun dağılması ya da çökmesinden istifade etmeye çalışacağını düşünmek gereklidir.

Ünlü savaş tarihçisi John Keegan, Türk halkının savaşçı bir halk iken Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından barışçıl bir halk haline geldiğini ileri sürmüştür. Türk halkı yaklaşık yüz yıldır bu netameli coğrafyaya rağmen büyük bir savaşa girmemiştir. Bu durum, Türk halkı ve bölgemiz için olumlu ve müspet bir durumdur. Son yirmi yılda Türk savunma sanayinde meydana gelen gelişmeler ile Türk ordusunun Suriye’den Libya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyadaki operasyonel başarıları, Türkiye’nin güç ve nüfuzunun artmasını sağlamıştır. Askeri teknoloji ve operasyonlarda elde edilen önemli başarılar, topyekün savaş olasılığına yönelik toplumsal şuurun güçlendirilmesi ile desteklenmelidir. Bölgede yer alan iki revizyonist devlet olan Rusya ve İsrail’in Türkiye’ye yönelik olası saldırganlığına karşı, Türk halkının savaşçı ruhu yeniden kazandırılmalıdır. İsrail’de hemen hemen her İsraillinin askerlik eğitimi alması ve savaşçı bir şuurla yetiştirilmesi dikkate alındığında, benzer bilinç ve pratik Türk halkına da sunulmalıdır. Bu durum, yaşadığımız coğrafyada bir seçenek olmaktan çıkarak bir zaruret hâline gelmiştir.


[1] Mail: hasanfidan@esenyurt.edu.tr, Gsm: 0505 799 2765

Yorum bırakın

Popüler